Home
  Anasayfa      
   Dernek        Tanıtım        Tarihi        Yayınlar        Duyurular        Anketler         Videolar       Linkler          Kayaburun FM
   

 

Yeni Nesil Gençler

Henüz anne karnında başlamıştır, muziplikleri.

-          Benim oğlum futbolcu olacak, bak nasıl tekmeliyor.

-          Yok babası, bak uslu duruyor, kız olacak.

-          İsmi şu olsun,  yok hayır bu olsun, kavgaları arasında dokuz ay geçer. Dünyayı ayağa kaldıracakmış gibi, dünyaya geldiklerini belirtirler, ses tonlarıyla.

En iyi bezler, en iyi mamalar, rahat uyusun diye sessiz konuşmalar, derken emekler ve konuşmaya başlar.

-          Hadi oğlum amcaya bir küfür et.

Öğrendiği bütün küfürleri sıralar ki daha çok aferin alsın.

Ailede derin bir telaş başlar, okullar açılacaktır. Bulunduğu ilin en iyi okulu, okulun en iyi öğretmeni bulunmaya çalışılır. Aileler sınırlı maddi imkanları ile en iyi dershaneleri, en iyi  özel hocaları bulma çabası içerisinde, çocuklar ne derse yerine getirilmeye çalışılırken, eşler arasında tartışmalar falan derken Üniversite sınav günü yaklaştıkça adeta ‘ringe çıkacak boksör’ edasıyla hazırlanmaya  başlarlar çocukları. sınav öncesi stresini atmak için öğrencilerin, sinemalar, tiyatrolar, piknikler, vb. canı sıkılmasın diye bir dediği iki edilmez. hatta tutamayacağı sözleri hiç çekinmeden verirler ki  morali bozulmasın. Bu telaş içinde büyük gün gelir çatar.

Çocuklar hayatının sınavını verirken, aileler dışarıda saatleri geçirmekte zorlanır, bir yandan da acaba şöyle yapsaydık daha mı iyi olurdu diye hala bocalama içerisindedirler. Acaba bu ildeki bir Üniversiteyi mi tutturacak, istediği bölümde çok iyi değil zaten, okumuş insanlar hep boşta geziyor, ya başka ilde bir yer tutturursa nasıl yapacağız, ev mi tutsak? yalnız olmaz, ev arkadaşları nasıl birileri acaba? Yok yok en iyisi yurt bence, hiç değilse sıcak bir yemek yer. Benim çocuğum uykuya hiç dayanamaz ev tutsak sobayı nasıl yakacaklar ya gece zehirlenirse! Offff.

Anne baba açısından maddi ve manevi açıdan durum işin içinden çıkmaz hale gelirken,

 

Gelelim ailelerin  en iyi bir şekilde yetiştirmeye çalıştıkları ÇOCUKLAR’a

1980’li yıllarda gençler geleceklerinin okumakta ve ticarette olduğuna inanırlardı.

yeni nesil gençler daha çok miras ve şans oyunlarına bel bağlamış durumdalar.

Gençlerimiz geleneksel değerler sistemini reddedip Türkiye’de henüz oturmamış batının renkli gördüğü değerlere yöneldi. En büyük sorunu eğitim ve işsizlik olan gençlik, televizyonlarda gördükleri renkli dünyanın etkisinde kalarak, hayatlarını günlük yaşamaya çalışırken, her şeyi deneme isteği duymaya başlamıştırlar.

            Ailelerinden uzak kafasına göre takılmak için, şehir dışında kesinlikle iş alanı olmayan iki yıllıkta olsa bir üniversite tutturursa dünyalar onların olmuştur.

            Bir gün metro da işe gidiyorum üç genç sohbet ediyorlar.

-Benim  puanım Gaziyi tutuyor ama ben Akdeniz Üniversitesini yazıp gideceğim ki babam kıymetimi anlasın.

-Yapma  oğlum annen çok üzülür, evin bir çocuğusun. Hem akşamları erken gel diyorlar, bunun için yapılır mı bu?

- Senin için hava hoş, seninkiler karışmıyor nasıl olsa.  Telefonlarına bile bakmayacağım.

Bu konuşmalar sürüp giderken  ATATÜRK’ ün şu sözü geliyor insanın aklına.

 

            “Milletin bağrında temiz kuşak yetişiyor, bu eseri gençlere bırakacağım ve gözüm arkada kalmayacak” diyen MUSTAFA KEMAL ATATÜRK Cumhuriyeti gençlere emanet etmiştir.

 

            ATATÜRK’ de batıya açılım istiyordu gençlerimizde batı hayranı ama bakış açıları çok farklıdır.

Gençlerimize ne oldu neden nesiller arası farklılıklar bu kadar farklılaştı. Zaman zaman düşünmeden yapamıyor insan. Acaba aileler bu olayın neresindeler diye.

            Hep en iyisini yapmaya çalışan aileler, farkında olmadan bu değişimin baş aktörü olmuştur. Kaç tanemiz günlük evimize gazete alıyoruz?  onlara bilgisayarların en iyisini alarak, sanal alemin içine atıp, toz pembe hayaller kurmalarına sebep olmadık mı? Onlara bir  Nazım  HİKMET okumak yerine, onlarla oturup Namık KEMAL’ in eserlerini konuşmak yerine, onlara 1914’de başlayan ve TÜRKİYE’ nin bir çok savaşlardan ATATÜRK ve silah arkadaşları sayesinde nasıl başarılı bir şekilde çıktıklarını ve CUMHURİYET’ imizi nasıl kurduklarını okumak yerine,  Deniz GEZMİŞ ve binlerce DEVRİMCİLER  Amerikan emperyalizmine karşı, verdikleri mücadelelerden dolayı, idam sehpalarına göğsünü gererek giderlerken, tam bağımsız TÜRKİYE diye attığı sloganlarla  canlarını hiçe saydıklarını, konuşmak yerine, CUMHURİYET’ e sahip çıktıkları için, Ergenekon denen ne olduğu belli olmayan bir nedenden dolayı, aylarca sorgulanmadan ceza evlerinde tutulduklarını konuşmak yerine, kendimizde birlikte, yıllarca karşı durmalara rağmen, Ülkemizi bölmeye çalışan, Amerika ve yerli işbirlikçileriyle bize dayatılan televizyonlarda, mafya dizileri ve aşk dizileri izleyerek o tazecik beyinleri zehirlemedik mi?

            Bugün 5 Kasım 2009 beş gün sonra ATATÜRK’ ün ebediyete göçünün yıl dönümü. Meclisin ve Hükümetin tam kadro, ATA’ nın huzuruna çıkıp, bu güzel ülkemizi bize kazandırdığı için, minnet duygularını belirtmek yerine, Hükümet Meclisi toplayıp, bu Ülkeyi bölmeye çalışan odakların dağdan iniş yasasını görüşmeye açıyor.

 

“TÜRK halkı Zekidir, Çalışkandır, Başarılıdır” Diyen ATATÜRK   evlatlarına ne oldu da herkes para için idealist olmaktan vazgeçti. Çok geç olmadan, üzerine ölü toprağı atılmış bu uykudan uyanıp, gençlerimizi toplumumuza faydalı birer aydın insan olarak yetiştirmemiz gerekmiyor mu?

           

             KISSADAN  HİSSE !!!                                                                      

 

 

 
    İCopyright KKGK   2008