|
GÜZEL KÖYÜMÜZÜN DEV ÇINARLARI
Hep korkmuşumdur zamansız çalan telefon sesinden, genelde korkulan
şey başa gelirmiş ya, yaklaşık iki ay önce telefonum acı acı çalmaya
başladığında yine ne tez sabah oldu, emeklim bir dolsaydı diye
söylenerek uyanmaya çalışırken baktım bu çalan telefonun alarmı
değil, çalan evin telefonuydu, birden yataktan fırladım hiç uykum
kalmamıştı kapanmadan yetişmek için yüz metre koşan maratoncu gibi
bir çırpıda telefona yetiştim telefonu açtığımda dernek başkanımız
Süleyman ÖZDEMİR’in ağlamaklı ses tonuyla karşılaştım.
-"Yavrum" demeden
-Ben hemen "kim öldü" diye sordum
-"Cano’yu kaybettik", ben sanki birilerinin ölümünü bekliyordum da o
kişi ölmemişte Cano ölmüştü. "Yapma ya, nasıl olmuş" derken kendimi
biraz toparlayarak baktım saat 05,00, ne yapılması gerektiğini
konuştuktan sonra bu acı haberi komşulara iletmek için elim
titreyerek bilgisayarın tuşlarına basmaya başladım
20 Mayıs Çarşamba günü gene aynı olayı yaşamaya başladım telefonu
açar açmaz hemen "kim öldü" diye sorduğumda; Cevap ve ses tonu gene
aynı,
-“Guley hala öldü” dedi Süleyman Özdemir. Tabi gene aynı duygularla
kalktık, yıllarca köyün cenazelerini yıkayan ağıtlarıyla
cenazelerimizi defneden Odur’un Guley halasına son görevimizi yapmak
için yola çıktık.
Bu defa köye gittiğimde köyün yaşlıları adeta birer yaşlı çınar gibi
karşımızda duruyorlardı. Ölüm sırasının kime geleceği psikolojisi
mi yoksa gerçek duruşları mıydı bilemiyorum, ama ben çok
etkilendim. Bu şaşkınlığımı sohbet ederek çözmeye çalıştım.
Kazım Kaya’yı gördüm evinin arkasındaki bahçeyi sularken, tabureye
oturmuş vaziyette ayağı ile hortumu iterek yeni dikilmiş fidenin
altına götürmeye çalışıyordu.
-"Nasılsın Kazım amca" diye sorduğumda “çok şükür iyiyim bu yeni
diktiğim meyveleri sulayarak oyalanıyorum” demesi,
-Hasan Kaya geldi bizim balkona nefes nefese kalmıştı göğsünün sesi
merdaneli çamaşır makinesi gibi çalışıyordu on dakika sora hoş
geldiniz diyebilmesine rağmen eski hırçınlığından hiçbir şey
kaybetmemişti. Başladı bu yaz evdeki yapacağı değişiklikleri oğlu
Kaya'ya anlatmaya, o da yeni on on beş adet ceviz ağacı dikmişti.
Mehmet Öztürk’ü gördüm okulun meydanında takım elbisesini giymiş,
traşını olmuş, elindeki bastonuna yaslanarak belinin kamburunu
gizlemeye çalışarak düğüne kız beğenmeye gelmiş yirmilik delikanlı
gibiydi ama şikayeti çok farklıydı,
-“Tekinim şükür sağlığım yerinde param pulumda var yalnızlık zor
akşam sohbet edeceğim gece sarılıp yatacağım bir karı yok” demesi,
-Ali Kızılca’nın çivi gibi dimdik durması,
-Gulo amcanın bir yudum almaması gereken rakı sohbetleri yapması,
-Ziya Durnagöz’ün kalp sıkıntısına rağmen doktorluk bir işimin yok
demesi,
-Haydar Türk (Pala Haydar) namını kaybetmemek için bıyıklarını
kaşlarıyla birleştirmgizlemeye çalışması,
-Köyümüzün Hasan Hocası, ağzındaki tek dişi ile ürkekçe gülümsemeye
çalışması,
-Süleyman Yılmaz ellerini arkasında birleştirerek eğilmeye inat daha
da dik durmaya çalışması çalışması,
-Hasan Çakar'ın ayçiçeği gibi hafif öne eğik hep aynı ses tonuyla
sohbet etmesi,
-Musa Dedenin altın dişini insanlara göstermek için sürekli
gülümsemesi,
-Hüseyin Doğan'ın timsah gibi ağzını açıp bademciklerini gösteren o
doğal gülüşü,
-Ali Kaya otuz yıl önceki ceketi ile daha dün giymiş gibi ahırın
önünde yarı dik duruşu,
-Veli Güner ağzını büzerek ufak gözlerini açıp sağ elini cetvelle
sıra dayağına girmiş gibi yapagibi bakarak lafa başlaması,
-Zeynel Kaybaki 10 milimlik balkon camı gibi gözlüğünün içindeki
büyümüş gözleriyle insanlara şaka yollu müstehcen bindirmeler
yapması,
-Köyümüzün muhtarı Celal hoca yıllarca köyümüz öğrencilerine vermiş
olduğu emeğin emeğin karşılığını almışçasına kafasını hafif hafif
sağa sola yaslayarak günün tadını çıkarması.
Bunlara verilecek o kadar örnekler var ki insan düşünmeden yapamıyor
keşke köyden hiç çıkmasa mıydık diye. En büyük rahatsızlıkları
uzağı, yakını az görmeleri, dizlerinden kaynaklı yürümede
zorlanmaları. Halbuki köyden ayrılan çocuklarının rahatsızlıkları,
düşünceleri, gelecekleri, dahası çocuklarının geleceği ve bunlara
karşılık bir önlem alamamaları, çocuklarına temiz, yaşanabilir bir
TÜRKİYE bırakmak için bir şeyler yapmaya çalışmaları. Elden gitmek
üzere olan Türkiye için mücadele vermek, bir bedel ödemektedirler.
Tabi bu arada bayanları konuşmak ayrı bir hikaye konusu.
|