Home
  Anasayfa      
   Dernek        Tanıtım        Tarihi        Yayınlar        Duyurular        Anketler         Videolar       Linkler          Kayaburun FM
   

 

TAKSİMDE 1 MAYIS

Altı Konfederasyonun l Mayısı Taksimde Kutlama kararı beni 12 Eylül öncesi 1 Mayıslara götürdü. “ İş güvencesi, Özgür ve İnsanca bir yaşam, Eşitlik, Demokrasi, Adalet, Barış, Laik ve hukuk devleti sloganlarını atmak için, bütün emekçiler o gün işini bırakacak, eşini, çocuğunu alıp, taksimin yolunu tutacaklar. TÜRKİYE’nin gelinen süreçte bu birlikteliğe çok ihtiyacı olduğunu bildiğimden, bizde bu mücadelenin içinde yerimizi alıp, bütün taleplerimizi haykırmak için akşam Ankara dan yola çıktık dört arkadaşla.
Sabah 05.30’da Taksimin arka sokaklarına aracımızı park etmek için yer ararken, kime park yerini sorduğumuzda, buralardan kaybolun biraz sonra buralarda kıyamet kopacak. Arkadaşlarla birbirimize bakarak hayretlerimizi gizleyemedik. Bir park yerine girdik taksime yürüdüğümüzde, Taksim alanında, biz dört arkadaş, Beyoğlu belediye işçileri, Polisler ve polis köpekleri vardı.
Kahvaltı yapmak için alana bakan bir yere girdik, kahvaltı tabaklarını dolu dolu getirmişti garson, hemen kendimize pay çıkardım, bugün 1 Mayıs ya ondan diye, yine biz ve polisler vardı içeride, çıkarken kasadaki adamın gözlerinin içi gülerek para istemez efendim demesi beni iyice şaşırttı. Saygı gösterisi içinde çıktık kahvaltı sarayından
Henüz alanda olması gereken işçi örgütleri gelmemişti. Kahveye gittik içeri girdiğimizde garsonun bir davet edişi var ki, görmek lazım buyursunlar efendim dediğinde kafasını bel kemerine kadar eğmişti. Döndüm arkama baktım, bizden başka içeri giren yoktu, yani davet bizeymiş. Tabi içerisi yine sivil ve resmi kıyafetli polislerle dolu, garson sandığım adam da oranın sahibiymiş meğer. Çıkmak için kalktık hesap vereceğiz, kesinlikle olmaz edaları arasında ayrıldık. Her defasında işte İstanbul bu diyiyordum arkadaşlara. Arkadaşlar, tekin bunlar bizi polis sanıyorlar, çünkü polislerden başka kimse yok ortalarda. İşte yıkıldığım an o andı. Şu işe bak dedim. İşçi bayramında, işçiler değil de işçileri döven polisler daha çok izzeti ikram görüyor. İstanbul buymuş meğer, demeye başlarken kaşlarım da çatılmıştı.
Alana doğru ilerlerken arkasında gazeteci ordusuyla, Emniyet müdürü Hüseyin Çapkın geçti önümüzden. Sabah çıktığımız alana girebilmek için sıraya girdik henüz kapılar açılmamıştı. Alkışlar yükselince alana almaya başladıklarını düşünürken, içeriye C.H.P. milletvekillerini aldılar. Bu arada yanımızdan kalabalığı yararak geçenler B.D.P. milletvekilleri de içeriye girdiklerinde, Halk isyan bayrağını çekmeye başladı. Millet durduğu yerde, milletin vekillerini içeriye alıyorlar diye. Bu sürtüşme arasında alana ilk girenler arasında olduğumuzdan platformun hemen önündeki aydınlatma direğinin altında yerimizi aldık. Ankara da gittiğimiz mitinglerde yüksek bir yere çıkar gelenlerin sayısını tahmin ederek, ne kadar hedefe ulaşıldığını tahmin ederdim, bu direğin yanında da elektik panosu vardı onun için burayı seçmiştim ama yeri kaptırdım, yani tahmin edemeyecektim.
Alana ilk gelen DENİZ GEZMİŞ’in zıpkın gibi bakışlı yeşil parkalı kocaman posteri ellerinde 68’ liler vakfı korteji oldu. Televizyonlardan gördüğümüz sanatçılar, siyasetçiler, belediye başkanları dimdik bütün gözlerin kendi üzerlerinde olduğunu düşünerek bir bir önümüzden geçerlerken, platformda tamda işçiyi anlatan bir şiir okunuyordu.

-İşçiler olmazsa fabrikalar olmaz,
-İşçiler olmazsa maden ocakları olmaz,
-İşçiler olmazsa kömür ocakları olmaz
-İşçiler olmazsa ana kucakları olmaz
-İşçiler olmazsa TAKSİM MEYDANI olmaz diye

Alanda yoğunluk kendini hissettirmeye başlamıştı. Mitingler de alışık olduğumuz helikopterlerin yerlerini, müzik eşliğinde bir aşağı bir yukarı turnalar gibi uçuşan yüzlerce güvercinler almıştı.
Tam dolmuştu alan, ama kimse yokmuş gibi sessizdi Taksim meydanı. Bir ara mitinglerin olmazsa olmazı olan, Moğolların Bir Şey Yapmalı Müziği ile hareketlense de, bu alanda bir şeyler eksikti, biz bunun için mi buraya geldik demek geldi içimden. Sırtımı yasladığım direkten ayrılıp alanı dolaşmaya başladım. Park tarafı tamamen dolu ve hareketli idi. Sonradan ismini öğrendiğim harbiye tarafına gittiğimde, İŞÇİYİ, MEMURU KÖLELEŞTİREN ZİHNİYETİN, ÖĞRENCİLERE GÜCÜNÜN YETMEDİĞİ ANLAŞILIYORDU. Sloganları, Duruşları, Ses tonlarıyla ne istediklerini kararlı bir şekilde haykırıyorlardı. Eksiklik harbiye yönündeymiş meğer. Çünkü öğrenciler henüz alana girememişlerdi. İşçi emekçi bayramında tekel işçilerinin haricinde kimse yoktu alanda. Bu boşluğu çeşitli fraksiyondaki öğrenciler doldurmuştu adeta. Şöyle bir karar aldım orada, bundan sonraki toplantılarda miting alanlarına öncelikle öğrencilerin girmesi önerisini getireceğim. Hatta daha da ileriye giderek bu kadar genç nüfusa sahip bir ülkede gençlik günü ve öğrenci günüde olması lazım diye.
Alandaki müzik eşliğinde uçuşan kuşların, telaşla her birinin bir taraflara kaçarcasına uçuştuğunu görünce, şaşırmama fırsat kalmadan o çirkin görüntüsü ve sesiyle helikopterler havada yerlerini almışlardı. Kuşların yaşam sürelerini tahmin etmezsem, 1977 Taksim cinayetine şahit olduklarından, korkularından kaçıyorlar diye düşüncem.
Sendika Başkanları sırayla bildik taleplerini sıralarken, Taksim Meydanının 1 MAYIS MEYDANI olması öneri çok hoşuma gitti. Bundan sonra insanlar 1 Mayısın anlamını ve varlık gerekçesini daha iyi anlarlar. Neden bu alan sorusuna da, işte bu alanda 34 masum insana kıydılar denilir ve herkes bu olayları öğrenmiş olur.
Alanda 500 bin kişiden fazla emekçi kitlesi olduğunu tahmin ediyorum. Bu TÜRKİYE’ de bir kırılma noktasıydı, bana öyle geliyor ki 2010 yılında ezber bozulacak ve çok şeyler değişecek. Umarım bu değişim TÜRKİYE CUMHURİYETİ ve ATATÜRK DEVRİMLERİ adına olumlu yönde gelişir.

TEKİN DURNAGÖZ

 

 

 
    İCopyright KKGK   2008