Home
  Anasayfa      
   Dernek        Tanıtım        Tarihi        Yayınlar        Duyurular        Anketler         Videolar       Linkler          Kayaburun FM
   
           

         Ali Ekber BAŞARAN - Yazıları

OKULLARDA DİN DERSLERİ

 

Din öğretisinin okullarda ders olarak yeralması ya da devam etmesi konusunda Avrupa ülkelerinde içten içe süren tartışmalar ve farklı uygulamalar var. Türkiye’de ise zorunlu olan din dersi konusunda  çok ciddi tartışmalar ve mahkeme kararına rağmen yasadışı bir uygulama devam etmektedir.

Okullarda din dersleri gerekli midir ? Gerekliyse nasıl olmalıdır ? Bu konuda Avrupa ûlkelerinde ne gibi uygulamalar vardır ? Türkiye’de durum nedir ? Önümüzdeki dönem daha da canlanacağa benzeyen bu tartışmalarda (gerek yaşadığımız Avrupa ülkesinde, gerekse Türkiye’de) Insan Hakları Bildirgesinin garanti altına aldığı hakları göz önüne alan, çok kültürlü toplumlar içinde yaşadığımızın bilincinde olan yurttaşlar olarak alternatif önerilerimizle katkıda bulunmalıyız, yerimizi almalıyız.

Artık  Türkiye gibi, Avrupa ülkeleride   tek inancın, tek mezhebin, tek tarikatın ya da bir iki egemen inancın olduğu ülkeler gibi davaranamıyorlar,  çoğulcu inancın birlikteliğini, karşılıklı saygı ve hoşgörüye dayalı çok kültürlü toplum olarak varolma sürecini kabullenmiş konumdalar. Bu çabaların farklı inançlara, felsefi yaklaşımlara eşit uzaklıkta, aynı olanakları tanıyan, bir inancın egemen öğretisini sunmayan, özellikle demokratik, çoğulcu bir toplumun gereğini yapan konumda olabilmesi yurttaşların duyarlılığına bağlıdır. Sorumluluğumuz da bu noktada başlamaktadır.

Okullarda din dersleri niçin bir sorun olarak görülmektedir ? Öncelikle farklı inançları göz önüne almayan, sadece egemen bir mezhebin (Türkiye gibi) zorunlu öğretilmesi kendi başına ciddi bir demokrasi sorunudur. Avrupa’da ise: okulun, esas amacı olan öğretim ve laiklik konularında taviz vermeksizin dini ya da din ile ilgili bilgileri eğitim sistemi içinde yer verilmesi sorun olarak görülmektedir. Öğrenci ve ailenin inanç özgürlüğü, onların düşünce özgürlüğüne saygı ve elestirisel yaklaşımla öğretim yapan okul sisteminde dinin ele alınışında Avrupa’da farklı yaklaşımlar, tartışmalar var. Okullarda dini eğitim yapılması ile vicdan özgürlüğüne saygı arasındaki ilişki de sorun olmaktadır.

Bu konuda farklı yaklaşımlara bakacak olursak :

a)           Kamu okullarında dini eğitiminin varlığı ve tek inancın egemenliği : Bu konuda en katı örnek Türkiye’dir. Bu konuyu yazımızın sonunda ele alacağız..Farklılıklarına rağmen ikinci örnek ise Katolik Klisesinin beşiği ve egemen olduğu Italya’dır. Italya, 1929-1984 yılları arası Kilise denetimindeki .Katolik din eğitimini kamu eğitiminin temeli olarak görüyordu. 1984’te Kilise ile yapılan andlaşma katolik inancını “Italya tarih ve kültürünün parçası“ olarak kabullendi, din dersleri Devlet ve Kilisenin ortaklaşa atadığı öğetmenlerce verilmeye başlandı. Azınlık dinler de yapılan özel andlaşmalarla öğretilmeye başlandı. Katolik inancının egemen eğitimi ile “içinde duyulan iman-inananların yaşam biçimi“ arasındaki farklı uygulamalar sorun olarak devam etmektedir. Farklı inançlarından dolayı din derslerine katılmayanlar da vardir.

Almanya örneği biraz daha farklıdır: Din eğitimi, Anayasa’nın 7.3. maddesinde “Okullarda dini eğitim zorunlu bir eğitimdir“ belirlemesi yapılarak garanti altına alınan tek derstir. Uygulanışı ise “Länder“lere, bölgelere göre değişir. Her bölge kendi tarihi gelişim ve özelliklerine göre uygulama biçiminde serbesttir. Genel eğilim, hristiyanlık ve diğer dinlerin öğretilmesi olmasına rağmen, dinler arası ilişkilerin gelişmesini öngören programlar, değerler ve ethik yaklaşımlar esastır. Cok kültürlü bir toplum kavramı ve programın bu gerçekliğe göre uyarlanması genel kabul görmektedir.

b)           Farklı inançları (çoğul) kabullenen ya da dinlerarası tarih ve eğitimi öngören yaklaşımlar. Bu konuda Belçika ve Ingiltere’yi örnek verebiliriz.

Belçika’da  çoğulcu inanç düşüncesi yerleşmiştir, tanınmış inançlar rejimidir. Laiklik te bir inanış felsefesi ya da ruhani düşünce olarak kabulleniliyor. Katolik inancı egemen olan bu ülkede, devlet tüm inançların öğretim masraflarını karşılıyor. Her öğretim yılında, öğenci istediği dinin dersini seçebiliyor, ancak birisini izlemesi gerekiyor.

İngiltere’de, bölgesel-yerel düzeyde alınan kararlar esastır. 1984’ten beri din dersleri mezhep (Katoliklik)  öğretimi olmaktan çıkartılmış, farklı inançlar ciddi biçimde göz önüne alınmıştır. Din eğitimi, tüm dinlerin ortak temelleri ve moral değerleri üzerine oturtulmuştur. 1970’li yıllarda “dini eğitim“inden tüm insanlığın dini tecrübelerini ele alan ve hatta Marksizm, Hümanizm, gibi dini olmayan eğitime geçiş yapılmıştır. Hiristiyanlık, Yahudilik, Müslümanlık, Hinduluk, Budistlik,..gibi dinlerden hareketle, kültürlerarası ilişki ve değerler üzerine oturan bir eğitim öngörülmektedir.

Danimarka’da ise din kültürleri, dinlerin tarihçesi, yaşamda din ve din dışı anlayışlar biçiminde öğretim verilmektedir. Din eğitimi dersleri Parlemento denetimindedir. Program Eğitim Bakanlıği ile Öğretmen kuruluşlarınca ortaklaşa yapılır.

         c) Dini eğitimi inananların özel vicdan ve uygulama alanında gören ve okullardan dışlayan yaklaşım. Bunun en çarpıcı örneği anayasasına “laiklik“ ilkesine koyan Fransa’dır. Fransa’da okullarda hiçbir dini inancın öğretisi yapılmaz. Sadece birinci Dünya Savaşında Almanya’dan geri alınan Alsace-Moselle bölgeleri eski statülerini korumuşlardir. Buralarda, o dönem var olan inançlarla (Katolik, Protestant, Yahudi) devlet arasındaki andlaşma gereği, veli ve öğrencilerin isteği doğrultusunda bu inançların dersleri verilebilmektedir. Ayrıca Fransa’da  askeriye, cezaevi ve hastanelerde görevli din rehberleri dışında hiçbir din adamına kamuca para ödenmez. Sadece inananların verdiği ve devletin karışmadığı gelirlerle din adamlarının, ibadet yerlerinin masrafları karşılanır. Bölgesel yönetimler tarihi dini eserlerin onarımına katkıda bulunurlar.

Bu örneklerde de görülebileceği gibi önceden tek bir din, mezhep ya da felsefi yaklaşımın hakim olduğu din öğretisi ve okullardaki eğitimi, artık çok kültürlü toplum olgusu kabullenilerek dinler tarihi ve farklı inanışlardaki ortak değerler etrafında kümelenmektedir.

Avrupa Birliği Hukuku ise din işlerinin uygulanışını her ülkenin kendi ulusal hakkı içinde değerlendirmektedir. Ancak, üye ülkelerin Avrupa Insan Hakları Andlaşmasına uymaları zorunluluğu vardır. Bu anlamda üye ülkeler din ve inanç özgürlüğünü garanti altına almak zorundadırlar.

Avrupa ülkelerindeki son dönemlerdeki genel eğilim ve tartışmalar, halk kesiminden, sosyo-ekonomik alt kesimdeki ailelerin çocuklarının geliştirdikleri tavır, içinde bulundukları isyankar konum ve “söz dinlemez“ olmalarına alternatif olması açısından “moral“ ya da “dinler tarihi“ dersleri vererek yola getirilmelerine çalışmak etrafında kümelenmektedir. Göçmen kökenlilerin büyük çoğunluğunun içinde yer aldığı bu gurup, özellikle büyük şehirlerde meydana gelen  başkaldırı hareketleri ile mevcut yönetimlere “sorun“ olmaktadırlar. Süphesiz bu gençlerin ve “yerli“ halk kesiminden gelenlerin oluşturdukları grupların,  eğitim düzeylerinin-mesleki becerilerinin yetersizliği nedeniyle bugünkü koşullarda  ekonomik ve sosyal olarak en fazla olumsuz etkilenen kesimler olduğu da bir gerçeklik. Bunların yanısıra, ırkcılık, dışlanma, hırçınlık, kimlik krizinden kaynaklanan sorunlar,...gençlik içinde oldukça yaygın görülmektedir. Bunlar da ciddi çatışmalara neden olmaktadırlar. Bu ve benzeri sorunları asgariye indirmek, gençlere  herkesin kabul edeceği değerlerden oluşan referanslar sunmak, tartışılan “moral“ ya da dinler tarihi“ derslerinin amaçlarındandır. Böylece; kendisiyle barışık, özgüveni olan, etik ölçüleri olan, geleceğe anlam veren, farklı kültür ve inançlara saygılı, hoşgörülü, yurttaşlık bilgileri ile çok kültürlü bir toplumu kabullenmiş,... gençlik yetiştirme amacı güdülmektedir. Tartışmalarda görülen bir inancın öğretisi değildir. Önümüzdeki dönem, saptanan bu “ihtiyaç“ları karşılamak için yapılacak ders progamları ve uygulanış biçimlerine cevap arayışlarını kapsayacaktır.

Bunlarında ışığında okullarda din dersleri verilmeli midir sorusu belki de biraz daha anlamlı olabilir.

 Kişi hak ve özgürlüklerini, vicdan-inanç özgürlüğünü İnsan Hakları Andlaşması’nın belirlediği koşullarda öngören, demokrasiye saygılı birer “dünya yurttaşı“ olabilmek ve toplumsal sorumluluk duymaya katkıda bulunmak amacı etrafında önerilebilecek “din ve inançlar tarihi“ dersleri doğru bir yaklaşım olabilir.

Ya da her inancın kendini eşit koşullarda ifade edebilmesi, devletin hepsine eşit mesafede durabilmesi, bir dine, mezhebe, felsefi görüşe inanan yurttaşların kendi dini, felsefi eğitimlerini kendilerinin üstlenebilmesi koşullarıyla okul dışında da öğretilebilinir.

Türkiye özeline gelince; görülebileceği gibi ülkemizdeki uygulama Avrupa ülkelerindeki gelişim ve uygulamaların tersine, tek bir mezhebin (Hanefilik) okullarda zorunlu öğretimi biçiminde sürmektedir. Resmi olarak  diğer inançların, mezheplerin varlığı “inkar“  edilmekte ve öğretilmemektedirler. Süphesiz bu konuda söylem düzeyinde de olsa son yıllarda iyimser, ancak oldukça yetersiz bir gelişmeden bahsetmek mümkündür. Esas sorun ise: Anayasada “Türkiye Cumhuriyet’i laiktir“ belirlemesine rağmen Tûrkiye Cumhuriyeti’nin bir mezhebinin olmasi ve bunun en yaygın biçimde öğretilmesi için devlet olanaklarının kullanılmasıdır. Bu, laiklik ilkesiyle bağdaşmayan bir konumdur. Kaldi ki okulda çocuğuna zorunlu Hanefi mezhebi öğretilen Alevi kökenli bir yurtaşimız, Türkiye’de açtığı davayı kazanmıştır. Mahkemenin bu kararıyla farklı inanıştaki ôğrencilere zorunlu  olarak Hanefi mezhebinin öğretilmesine son verilmesi, ya da din derslerinin isteğe bağlı olması gerekirken  böyle bir karar yokmuş gibi devam edilmiştir. Aynı yurttasimız davayı Avrupa Insan Hakları Mahkemesine taşımış ve orda da Türkiye’yi mahkum ettirmiştir. Yani Türkiye Cumhuriyeti yöneticilerinin bu kararı uygulayarak zorunlu din dersleri uygulamalarina son vermeleri gerekmektedir. Aradan iki yıl geçmesine rağmen ilgili bakanlık ve hükümet mahkeme kararlarını uygulamayarak hukuksal suç işlemektedirler. Bu durumda, farklı inanıştaki vatandaşlar ve zorunlu din derslerine itiraz eden yurttaşlarımız ne yapabilirler ? Bu dersleri boykot ! Evet ulusal ve uluslararsı yargı bu yurttaşlarımızin haklı olduğunu saptamış ve haksız konumda olan -belki de güçlü olduğu için-  ve gereğini yerine getirmeyenlere karşı hukukun üstünlüğü, demokrasiyi zoraki uygulamalara karşın SİVİL İTAATSİZLİKLE SAVUNMAK !

 

Ali Ekber BASARAN, Eğitimci, Yazar

Ekim 2009

<---

 

 

 
Hakkında    Gençlik    Resimler    Defter    Forum    İletişim                  
  İCopyright KKGK   2008